Herkese merhaba, Edebiyatta kanalına hoş geldiniz. Ben Oğulcan Ahmet Polat.
Bu videoyu, bir önceki videoya göre biraz daha kısa tutmaya çalışacağım; çünkü önceki içerik neredeyse bir saate yaklaşmıştı.
Önce tekrar küçük bir açıklama yapayım: Odam biraz dar olduğu için bu çekim açısını tercih ettim. İlerleyen günlerde belki değiştiririm. Önceki videoyu daha çok gün ışığında çekmiştim ama bugün hava yağmurlu; o yüzden doğal olarak oda aydınlatmasına döndüm. İkisi arasındaki fark nasıl olacak, birlikte göreceğiz.
Not: Oğulcan Ahmed Polat tarafından çekilen video odağında ilerlemiştir. Edebiyatta.com için yapay zeka tarafıdan video dökümü üzerinden anlatılmaktadır.
Yayınlanan youtube videosunu ele alarak hazırlanmıştır. Bu nedenle birinci şahıs anlatıcı ile aktarım kurgulanmıştır.
Bu videoda ilk olarak bana gelen dergileri göstereceğim. Çünkü bir süre önce abonelik yapmıştım; dergiler sonunda elime ulaştı.
Ardından da kısaca 2026 yılında neler yapabileceğimi anlatmak istiyorum. Hatta 2025’te (ya da bazı şeyleri 2005 diye de karıştırıyor olabilirim, onu) belki bir sonraki videoda anlatırım. Biraz böyle dengeleyerek ilerlemek istiyorum.
Beni tanımayanlar için hızlıca söyleyeyim: Ben kendimce yazarlık yapıyorum. Şu an iki tane kitabım var ve bunları geliştirmeye çalışıyorum. Edebiyatta.com ise yeni açtığım internet sitem. Oraya da yazarların işine yarayacak bazı mini araçlar eklemeye başladım.
“Uygulama” deyince büyük bir şey gibi durmasın; daha çok küçük yardımcılar:
kelime sayısı gösterme, kelime tekrarına bakma, karakter aforizmalarını sosyal medyada paylaşmaya uygun hâle getirme gibi… Basit ama işe yarayan şeyler.
Bu araçları zamanla genişleteceğim. Bir iki video sonra onları da ayrıca gösteririz. Şimdilik ben daha “alışma” devresindeyim; ekipmanım da çok iyi değil.
Şimdi dergilere geçiyorum. Şöyle açacağım: Falçata kullanıyorum ama küçük kardeşlerimiz varsa söyleyeyim; falçata gerçekten tehlikeli bir şey. Dikkat ederek kullanıyorum, işim biter bitmez de kapatıp kaldırıyorum. Anneler babalar kızmasın; sorun çıkartmayalım.
Paketler PTT ile geldi. Şimdi açıyorum… (Evet, biraz zor oluyor.)
İlkini açtım. Gördüğünüz gibi Doğu Batı yayınlarının ambalajı. Güzel bantlamışlar; ben yine dikkatle açıyorum.
Evet… Şimdi bakıyorum. Bu, Doğu Batı dergisinin bir sayısı:
“Bir Zamanlar Amerika” dosyası. Arka kapağını da göstereyim.
Şunu söylemem lazım: Bu dergiler, benim eserlerimde ve henüz yayınlamadığım bazı metinlerde de yer alan yaklaşım açısından çok önemli. Yani kimseye “gidin alın” diye yönlendirmek için söylemiyorum; benim için kaynak gibi.
Ben Doğu Batı dergisiyle ilk defa bir fuarda karşılaşmıştım. O zaman bir yayınevinin standında duruyordum… uzun hikâye: dördüncü gün kovuldum. Orada bir ayak/diz meselesi de vardı; sonra o konulara gireriz.
O günün parasıyla kedilere mama alacaktım ama gerçeği söyleyeyim: Mamayı kendi paramla aldım. O parayla gidip Doğu Batı’nın sayılarından bir sürü satın aldım.
Yayınevinin sahibi de gerçekten iyi bir insan; sağ olsun o dönem bulabildiği sayıları buldu. Hatta bakın, bugün bile hâlâ gönderiyorlar. Kaç yıl geçti… Not almışlar, takip ediyorlar. O açıdan çok iyi.
Ben de bu yüzden aboneliğimi yeniledim ve bu şekilde takip ediyorum. İki paket de aynı yerden geldi. Bu arada bu da diğer dosya: Milliyetçilik 2 serisi. Bu seri birkaç dergiden oluşuyor.
Birisi 10. yıl, sayı 39; diğeri 8. yıl, sayı 32 idi gelen dergilerin.
Şimdi ben böyle hızlıca bir “tırtlatma” yapıyorum. Hani Çin’de çocuklar hızlı okuyor ya… şık şık şık… Ev ahalisi bazen “Sen böyle mi okuyorsun?” diye dalga geçiyor. Ben de “tırtlatıyorum” diyorum. Tabii ki okumadım şu an, işin şakası.
İçeriğe bakınca güncel olaylardan Osmanlı’ya, Avrupa’ya kadar giden bir yelpazesi var. Benim için değerli.
Şimdi video 6 dakikaya geldiği için biraz hızlanmam lazım. YouTube algoritması nedir, nasıl çalışıyor… biraz araştırmaya başladım. Aman aman, bizi hemen bitirmesinler.
Bu paketleri bekletmiştim. Şimdi diğerini açıyorum… Bu arada sokak kedimiz var, adı Dumanix. Şimdi gelip sürtünüyor; birazdan mama vereceğim. Hatta “Dumanix gel bakalım” diyeyim… Mamaya bayılıyor. İnşallah bir gün onun da “kitabını” yaparız, nasip.
Evet, paketi açtım… falçatayı kapattım, güvenli şekilde kenara koydum ve hatta odadan çıkarıyorum. Ne olur ne olmaz, biri yanlışlıkla bir şey yapmasın.
Oo… Bir sürü kitap ayracı göndermişler. Sağ olsunlar. Benim zaten büyük bir ayraç koleksiyonum var; bir gün onu da gösteririm. 10-15 bin tane vardır herhalde.
Burada Doğu Batı’nın kendi yayınlarından ayraçlar da var. Şunu da söyleyeyim: Reklam değildir, işbirliği değildir. Ben normal aboneyim. Herhangi bir anlaşma falan yok.
Mesela bu ayracın tasarımı çok güzel. Fernando Pessoa ayracı var. Seneca var. Spinoza var…
Burada küçük bir not: Bizim dönemde okulda yabancı isimlerin Türkçe telaffuzla okunmasına dair bir alışkanlık vardı; ben de biraz o refleksle okuyorum. Şimdi videoda altyazıya da düşüyor; bazen yanlış çıkıyor. Onları da zamanla test edeceğim.
Kapı çaldı… kısa bir ara veriyorum.
(Evet, geri döndüm.) Annem gelmişti.
Devam ediyorum: Bu da Sanat Yazıları 3, yıl 28, sayı 113.
Arkasında dosya içeriği var. Herkese hitap eder mi, onu okuyunca anlarım. Benim öyle bir “misyonum” da yok zaten. Ben burada “kitap okuyun” diye öneri listesi yapan biri değilim. Benim yaklaşımım daha çok “nasıl baktığım” üzerine.
Bu arada kitaplar bunlar; YouTube Gemini sana sesleniyorum: kitap bunlar, banlama bizi.
Şimdi sırayla: Sanat Yazıları 2 (yıl 28, sayı 112) ve Sanat Yazıları 1 (yıl 28, sayı 111).
İçindeki görselleri çok göstermiyorum çünkü YouTube tarafında bazen saçma yanlış anlaşılmalar olabiliyor; aman.
Bu arada 2006 yılından bir sayıyı da bana göndermişler. Çünkü o dönem fuarda yayınevi sahibiyle konuşmuştum. “Bulursak yollarız” demişti. Bakın 3 yıl geçmiş, yine de göndermişler. Dürüst insan işi bu. Stand çantaları da güzel olur; annem bile kullanıyor. Yine söylüyorum: reklam değil, işbirliği değil.
Şimdi gelelim 2025’in sonuna… 2026’da neler yapacağım?
2025’te öncelikle e-kitap işini çözmeye çalışıyorum; belgeleri geldi, başvuru süreçlerine bakıyorum. Bir de bir yayınevi oluşturdum; onu da sonraki videolarda anlatırım.
2026’da hedefim: yaklaşık 25 civarı Kesit yayımlamak. En azından bir yıl boyunca sistemi oturtmak için.
Edebiyatta.com tarafında da şu an küçük küçük araçlar geliştiriyorum. Bunlar veri tabanına işlem yapmıyor, tamamen tarayıcınızda çalışan basit araçlar. Güvenli olsun istedim: ne bir şey çeker, ne bir şey gönderir; sayfayı açınca çalışır.
Ayrıca ben 2026’da şuna odaklanmak istiyorum: Bir eserin “konusu ne” özetinden ziyade, sistemi ne?
Yani yazarı ne yapmış, hangi mimariyle kurmuş, nasıl bir yöntem kurmuş… Bu tarz incelemeler bana daha eğlenceli geliyor. Çünkü 500 sayfalık eserleri takip etmek, hem zaman hem yer açısından zorlaşıyor.
Zaten evler artık devasa değil. Dünya çapında böyle. Japonya’daki evleri düşünün: küçücük. İnsanlar 500-1000 sayfalık kitapları nereye koyacak? Birçok insan taşınırken kitaplarını bırakmak zorunda kalıyor. Biz bile ofisten çıktığımızda eşyaları koyacak yer bulamadık.
O yüzden 2026’daki hedefim, daha az yer kaplayan, daha çok dijital alanda yaşayan üretimler yapmak. Bu yönde ilerlemek istiyorum.
Şimdi videoyu kapatıyorum. Bu sefer kısa tutacağım çünkü bu videolar biraz test. Önceki video 2400 kişiye gösterildi, 13 kişi izledi. Geri dönüş düşük. Bu video kısa olacak; bakalım sonuç ne olacak. Bir sonrakini daha da kısa tutup 12-13 dakikaya çekmeyi planlıyorum.
YouTube algoritmasına da sesleniyorum: Algoritma kanka… biz edebiyatla ilgileniyoruz. Bizi şarkıcıların, diyet videolarının arkasına atma. Edebiyat, sanat, sinema gibi içeriklerin yanına koyarsan daha hayırlı olur.
Bugünlük bu kadar. Bu ışık mı daha iyi, önceki gün ışığı mı daha iyi? Bir karar verelim. Yapay zekalara da izletip hangisi daha iyi bakacağım. Öğlen-akşam arası “altın ışık” dediğimiz zamanda da test ederim.
Kendinize iyi bakın. Abone olmayı falan artık öğrenmişsinizdir zaten.
Görüşmek üzere, kolay gelsin.