İlgili yaklaşımın derin katmanları – Kurmaca Yazarın Faust Simülasyonu veya Kurmaca Yazarın Dijital Faust Pazarlığı olarak yeniden değerlendirilecektir. Geniş bir yazı ile. Mikro bağlamda kavramın tohumunu buraya atıyorum.


Bir an için Tolkien'i düşünün.

1969 yılında, ölümüne dört yıl kala, vergi borcunu ödemek ve ailesini güvende tutmak için Yüzüklerin Efendisi'nin film haklarını birkaç sayfalık kısa bir sözleşmeyle bir Amerikan film stüdyosuna yaklaşık yüz bin sterline sattı. Tolkien o sırada yetmiş yedi yaşındaydı. Aklında muhtemelen tek bir şey vardı: çocuklarına bir miras bırakmak. Sözleşmeyi okudu, imzaladı.

Aradan elli altı yıl geçti.

Üç Yüzüklerin Efendisi filmi: yaklaşık üç milyar dolar gişe. Üç Hobbit filmi: üç milyar dolar daha. Yakın zamanlı dizi uyarlaması: televizyon tarihinin en pahalı yapımı, milyar dolarlık bütçe. Her yıl yeni filmler, oyunlar, koleksiyon ürünleri, oyuncaklar. Toplam ekonomik değer: on milyar dolar civarı, ve hâlâ artıyor.

Tolkien ailesinin payı: o kısa sözleşmede yazılı olan kadar. Geriye kalan her şey için ellinin üzerinde yıldır dava açıyorlar — bazen kazandılar, çoğunlukla kaybettiler.

Tolkien iyi bir yazardı, ailesini işin içine dahil etmişti dahası ailesine düşkün bir insandı. Hata yapmadı bile — sadece bilmediği bir geleceği imzaladı.

Bu yazıdaki sorum şu: bugün milyonlarca yazar, Tolkien'in imzaladığından çok daha kötü bir şeyi, çok daha az düşünerek, çok daha sık imzalıyor. Ve farkında bile değil.

Bilmediğiniz bir gelecek için sınırsız bir imza

Bugün yeni bir yazar bilgisayarını açıyor. Yayın yapmak istiyor. Bir platforma üye oluyor. Tek bir tık. "Kabul ediyorum" düğmesi.

Bu düğmenin altında ne yazıyor?

Şuna benzer cümleler: "Tüm yazılarınız için bize dünya çapında, royaltisiz, geri alınamaz, sürekli ve alt-lisanslanabilir bir lisans veriyorsunuz. Bu lisans, yazılarınızı dağıtma, çoğaltma, çevirme, değiştirme ve sergileme haklarını kapsar."

Yazar bunu okumuyor. Çoğu zaman okusa anlamıyor. Anlasa da seçeneği yok — kabul etmezse platform yok. Tıklıyor.

Aradan kaç yıl geçeceği bilinmiyor — beş yıl mı, elli yıl mı — bir gün o yazılardan biri patlayabilir. Belki bir dizi olur, belki kült bir kitap, belki yeni bir akımın başlangıcı. Yazar hayatta olmayabilir bile. Sözleşme yazarın ölümünden sonra da yürürlükte. Yazarın çocukları, torunları, onun yazıları üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değil — çünkü o yazılar, yazılı bir hukuki belgeye göre, sonsuza dek bir başkasının lisansında.

İşte modern yazarın Faust pazarlığı budur. Eski Faust'ta bilgelik karşılığında ruh satılıyordu. Yeni Faust'ta görünürlük karşılığında telif eskalatörü satılıyor — ve eskalatör sonsuza doğru çıkıyor.

Yüzünü Bile Göremediğiniz Bir Şeytan

Klasik şeytan en azından görünürdü. Faust ile Mefisto yüz yüze konuştu. Paganini'nin keman ustalığı için ruh sattığı söylenen anlatıda da Paganini şeytanı tanıyordu, anlaşmayı bilerek yapıyordu, sonuçlarını omuzlarına alıyordu.

Yeni Faust'ta şeytan görünmez. Sözleşmenin diğer tarafında oturan kişiyi yazar hiç görmeyecek, hayatı boyunca tanışmayacak. O kişi belki bir genç CEO, belki bir hukuk ekibi, belki bir yatırım fonu temsilcisi — bilinmez. Bilinen tek şey: sözleşme tek taraflı yazıldı, tek taraflı imzalandı, ve değiştirme hakkı tek taraftadır.

Eski yayıncılık dünyasında — ne kadar kusurlu olursa olsun — bir editör vardı. Yazar onunla konuşurdu, anlaşmazlık çıkarsa yüzleşirdi, sözleşme aşk-nefret de olsa bir ilişkiydi. Maxwell Perkins, Hemingway'in editörüydü; aralarında dostluk vardı, kavga vardı, somut bir ortak emek vardı. Sözleşme insanlar arasındaydı.

Bugün ortada hiçbiri yok. Yazar bir formu doldurup tıklıyor. Karşısında bir form var, bir politika belgesi var, bir gizlilik sözleşmesi var. İnsan yok. Faust, şeytanın yüzünü görmeden ruhunu satıyor.

Sonsuzun matematiği

Şimdi durup hukuki dilin altındaki anlamı çözelim. Bir sözleşme "perpetual" yazdığında ne demek istiyor?

İngilizce hukuk dilinde "perpetual" sınırsız süre demek. Sözleşme imzalandıktan sonra hiçbir koşulda sona ermiyor. Yazar ölse, yürürlükte. Platform satılsa, yeni sahibe transfer edilen ilk şey bu lisans. Şirket batsa, mahkeme yoluyla bu lisans bir varlık olarak satılır — başka birinin eline geçer. Yazar bunu öğrenmek zorunda bile değil.

"Irrevocable" — geri alınamaz. Yazarın bir gün "ben bunu istemiyorum" deme hakkı yok. Pişmanlık mekanizması yok. İptal mekanizması yok.

"Worldwide" — dünya çapında. Yazar Türkiye'de yaşıyor, sözleşme San Francisco'da yapıldı, lisans Şanghay'da, Tokyo'da, Lagos'ta geçerli. Bilinmedik bir mahkeme bir gün bilinmedik bir ülkede sizin yazınızın bu lisans altında bir başkasının olduğuna karar verebilir.

"Sublicensable" — alt-lisanslanabilir. Platform, sizin yazınızı bir başka şirkete devredebilir. Siz hiç tanımadığınız bir reklam ajansı, siz hiç onaylamadığınız bir film stüdyosu, siz hiç haberdar olmadığınız bir yapay zeka eğitim şirketi sizin metninizi kullanabilir — ve siz bunu öğrenmek zorunda bile değilsiniz.

"Royalty-free" — telif ödemesiz. Yazınız bir milyar dolar değerinde bir esere dönüşse bile, bu lisans size bir kuruş dahi getirmek zorunda değil. Karşılığında verilen tek şey: platforma erişim.

Şimdi şunu düşünün: Tolkien'in sözleşmesinde en azından bir miktar para vardı, küçük olsa da. Yeni sözleşmede karşılığı tanımlanmamış bir hizmet var: "biz seni yayınlarız, sen bize sonsuzu verirsin." Hizmetin ne kadar süreceği belirsiz — platform istediği zaman seni kapatabilir, sözleşmeyi tek taraflı feshedebilir, kullanım koşullarını değiştirebilir. Sen ise ölünceye kadar imzaladığın sınırsız lisansa bağlısın.

Yani sözleşmenin asimetrisi şudur: bir taraf her an çekilebilir, diğer taraf hiç çekilemez.

Kurmaca yazarı için özel mesele

Bilgi metni yazan biri için bu sözleşme belki katlanılır. Bilgi taze taze tüketilir, beş yıl sonra eskirken kıymeti azalır. Bir teknik makalenin sonsuz lisansı kimseyi pek heyecanlandırmaz.

Ama kurmaca yazarı için durum bambaşka.

Kurmaca eserlerin değeri ne zaman patlar bilinmez. Kafka, ölümünden sonra ünlü oldu — dostu Max Brod, yakılması istenen el yazmalarını yakmasa, dünya bugün onu tanımıyor olacaktı. Emily Dickinson, hayatında neredeyse hiçbir şey yayımlamadı — eserleri kız kardeşi tarafından bulunup yayımlandı, hem de ölümünden sonra. Herman Melville, Moby Dick yayımlandığında bir başarısızlıktı — otuz yıl sonra yeniden keşfedildi. Lovecraft hayatı boyunca açlık çekti — bugün milyar dolarlık bir kült.

Kurmaca metnin gerçek değeri bilinmiyor. Belki şu an yazıyorsunuz ve yarın çıkacak. Belki kırk yıl sonra çıkacak. Belki yüz yıl sonra. Belki torunlarınız "dedem bir şeyler yazardı" diye eski bir tozlu klasörü açacak ve içinden bir dünya çıkacak.

Yazılarınızı bir platforma sonsuz lisansla teslim ettiğinizde, o torunlardan o keşfin meyvesini almasını engelliyorsunuz.

Burada konu sadece para değil. Konu kültürel miras. Bir yazarın torunları onun eseri üzerinde söz sahibi olduğunda, o eseri koruyabilir, yorumlayabilir, doğru bağlamda tutabilir, kötü uyarlamalara hayır diyebilir. Sonsuz lisans, onlardan bu hakkı alıyor. Bir gün biri sizin metninizi alıp ucuz bir gişe filmine dönüştürdüğünde — ki dönüşebilir, çünkü "modify" hakkı sözleşmede yazıyor — torunlarınızın elinde hiçbir şey olmayacak. "Dedemizin metni böyle değildi" diyebilecekler, ama bunun hukuki bir karşılığı olmayacak.

Sözleşme şunu da söylüyor: platform yazınızı çevirebilir. Yani bir gün metniniz Çinceye, Korece'ye, herhangi bir dile size sormadan, sizin onayınız olmadan, sizin gözetiminiz olmadan çevrilebilir. Yanlış çevrilebilir. Bağlamından koparılabilir. Politik bir amaç için kullanılabilir. Siz Türkiye'de oturuyor olacaksınız, metniniz dünyanın öbür ucunda bir başkasının ağzında olacak.

Paganini'nin Sözleşmesini Yeniden Okumak

Paganini efsanesinde sık unutulan bir ince ayrıntı vardır: efsane Paganini'nin ölümünden sonra yayıldı. Kemancı ölüm döşeğindeyken son ayinini reddettiği için, halk arasında "şeytanla anlaşması vardı" söylentisi büyüdü. Yani mitin asıl meselesi yetenek değildi — ölümden sonraydı.

Faust mitinin de en güçlü yanı budur: anlaşmanın bedeli, dünyadaki kazançtan sonra başlıyor. Şeytan dünya hayatında değil, ondan sonra alacağını alıyor.

Modern dijital sözleşmeler de tam böyle yapıdadır. Yazar yaşadığı sürece görünürlük alıyor — küçük bir abone kitlesi, biraz gelir, biraz tanınma. Şeytan da bekliyor. Yazar ölünce ne olacak? Hâlâ lisansı var. Eseri ölümünden yıllar sonra patladığında ne olacak? Hâlâ lisansı var. Torunları yetmiş yıl sonra hak iddia etmeye kalkarsa? Hukuki belge ortada — yazar imzalamıştı, "perpetual" yazıyordu, ölü adam tartışamaz.

Yeni Faust pazarlığının asıl güzelliği — şeytan açısından — şudur: bedel, alacaklı tarafından dahi henüz görünmüyor. Borç biriktiğinde, borcu görecek olan, borca giren değil onun torunları.

Çıkış var mı

Yazar bu pazarlıktan tamamen kaçabilir mi? Bugünün koşullarında, dürüst cevap: çok zor. Çünkü bütün ana platformlar benzer sözleşmeler kullanıyor. "Vermeyeceğim" demek pratik olarak "yayımlamayacağım" demek. Yayımlamayan yazar var olmuyor.

Ama yazar pazarlığı yumuşatabilir. Üç ilke öneriyorum:

Birincil ev kendi siten olsun. Kendi alan adın, kendi sunucun, kendi kontrolündeki bir platform. Burası sana ait. Hiçbir sözleşme yok. Hiçbir lisans devri yok. Bir gün öldüğünde, çocukların alan adının yenilenmesini ödedikçe site yaşar — torunların onu istedikleri gibi yönetir. Senin yazıların senin evinde, senin imzanla, senin koşullarınla durur. Ancak unutmayın kendi sitenize koymadan önce eserlerinizi mutlaka kendi ülkenizin resmi lisans veren – kayıt altına alan kurumlarına – eserinizi teslim edin. ISBN alarak Milli Kütüphane ve Derleme işlemlerini yapmadan internete koyacağınız her eser – hakları açık kaynak olma ihtimaline sahiptir. Kendinizi korumak için lisans almanız gerekeceğinden bir sertifikanız olmalıdır. Bu durum ise vergi yükümlüsü olmanız gerektiğini göstermektedir. 18 yaşından küçük bir birey için eserlerini hemen yayımlatma heyecanı anlaşılabilir – fakat haklarını korumak adına – öncelikle ailesi – lisans yükümlülüklerini – başkalarına kaptırmayacak şekilde – koruma almalıdır – Türkiye'de 2000 sonrası dönem ile artık – haklar ciddi anlamda korunmaktadır – Kültür Bakanlığı ile görüşerek – eserlerinizi – koruyun çünkü – bunlar bir ulusun mirasıdır –

Platformları ikincil olarak kullan. Erişim, deneme, kitle keşfi, uluslararası okur için. Ama asıl arşivin orada değil. Önce kendi sitende yayımla, sonra platforma koy. Bu, yasal olarak senin ilk-yayımcı statünü koruyor — gelecekteki herhangi bir anlaşmazlıkta bu çok önemli. ISBN alacaksın ve – unutma asla ve asla – eserinin haklarının sana ait olduğunu onaylayan – bir eşleşmeyi – devlet sistemi aracılığıyla gerçekleştirmemiş isen – paylaşma – yapay zekalara bile paylaşma – çünkü altı ay içinde – yapay zekalar onu anonim olarak yayabilir – bu risk her zaman vardır – yayınevleri için ise hizmetler – konusunda bir avukata mutlaka danışarak – iş yapın –

Tıklamadan önce oku. Çoğu sözleşme uzundur, ama "perpetual," "irrevocable," "sublicensable," "worldwide," "royalty-free" gibi kelimeleri tek tek arayabilirsin. Beş kelimelik bir arama yapabilirsin. Bu beş kelime varsa, ne imzaladığını biliyor olarak imzala.

Faust pazarlığının en kötü yanı, yazarın imzaladığını bilmemesidir. Bilerek imzalayan, en azından kendi mitini yazar. Bilmeden imzalayan, başkasının yazdığı mitin figüranı olur.

Faust Simülasyonu

Bu örüntünün adını koyalım: Faust Simülasyonu.

Klasik Faust biriciktir. Bir insan, bir şeytan, bir gece, bir sözleşme. Sözleşme aslında bir diyalogdur — pazarlık vardır, müzakere vardır, karşılıklı bir bilgi vardır. Faust ne sattığını bilir, Mefisto neyi aldığını bilir. Anlaşma kişiseldir, bireyseldir, biriciktir.

Faust Simülasyonu bunu otomatikleştirir. Aynı sözleşme dünyadaki potansiyel her yazara aynı anda sunulur. Sözleşmenin diğer tarafında bir şeytan yoktur — sadece bir yazılım vardır. Anlaşma kişisel değildir — bir formdur, milyon kez tıklanır. Müzakere yoktur — al ya da gitme. Bilgi yoktur — yazar ne sattığını bilmez, çünkü hukuki dilin altına bakmamıştır, bakamamıştır, bakmaya teşvik edilmemiştir.

Faust Simülasyonu orijinalden daha derindir: klasik Faust en azından anlatılır — bir hikâyesi, bir trajedisi, bir uyarısı vardır. Mit gelecek nesillere geçer. Simülasyonun ise hikâyesi bile yoktur. Yazar imzalar, yazar yaşar, yazar ölür, kimse mitin oluştuğunu fark etmez. Çünkü mit milyonlarca kişide aynı anda tekrar ediyor — kimseye özel görünmüyor. Her yerde olduğu için hiçbir yerde değil gibi.

Klasik Faust'un trajedisi, Faust'un sonunda yalnız kalmasıydı.

Faust Simülasyonu'nun trajedisi şu: herkes aynı anda yalnızdır — ama yalnızlığını fark edemez. Yalnızlık bile artık paylaşılmıyor.

Son söz

Tolkien'in ailesi, ellinin üzerinde yıl boyunca o kısa sözleşmeyle savaştı. Bazen kazandılar, çoğunlukla kaybettiler. Ama en azından bir aile vardı, savaşacak vakit vardı, Tolkien'in adı bilindiği için savaşın görünürlüğü vardı, savaşacak para vardı.

Bugün bir genç yazar bir Türk dilinde, bir platforma, bir tıkla sözleşme imzalıyor. Adı henüz bilinmiyor. Yazıları henüz dolaşıma girmedi. Bu yazılar yetmiş yıl sonra önemli olur mu? Bilinmiyor. Ama önemli olursa, savaşacak ailesi olur mu? Belki olur, belki olmaz. Savaşacak para olur mu? Olmaz. Savaşacak hukuki dayanak olur mu?

İmzalı belge San Francisco'daki bir şirkette duruyor. Belge diyor ki: bu yazılar sonsuza dek bizim lisansımızda.

Yazarın torunları, bir gün dünyaya geldiklerinde, dedelerinin eserinden bir şey almak istediklerinde, o belgeyi okuyacaklar. Ve dedelerinin tek bir tıkla, neyi imzaladığını bilmeden, hangi yüzü hiç görmeden imzaladığını anlayacaklar.

Bu Faust Simülasyonu'nun sessiz katmanıdır: trajedinin kendisi değil, trajedi olduğunun bile gecikmeli fark edilmesi.

Faust'un torunları, Faust'un anlaşmasını yapmadılar. Ama bedelini onlar ödüyor.