Reklam Parasının En Çok Aktığı Yerlerin "Sanat Sayılmaması" Üzerine

Bir gözlem deneyi yapalım. Bir kullanıcı, gerçek kaynak göstererek araştırma yapan bir yapay zekaya şu soruyu sorar: "Sanat reklam baronları tarafından mı yönetiliyor?"

Yapay zeka uzun, ölçülü, akademik bir rapor üretir. Kaynaklar verir. Charles Saatchi'den BP–Tate sponsorluğuna, Philip Morris'in 1965-1989 arası MoMA finansmanından Louvre Abu Dhabi'nin 400 milyon avroluk isim hakkına, Santander'in Queermuseu sergisini kapatmasından Borusan Contemporary'ye kadar — her şey raporda. Müzeler, galeriler, sergiler, koleksiyoncular, müzayedeler.

Sonuç da olgun çıkar: "Sermaye sanatı doğrudan yönetmiyor; ama oyun alanını şekillendiriyor."

Doğru bir cümle. Bir yapay zekanın verebileceği en nüanslı cevaplardan biri. Şimdi durup düşünelim — raporda hangi sanat biçimleri yok?

  • Sinema yok.
  • Edebiyat yok.
  • Canlı yayın, Twitch, YouTube içerik üretimi yok.
  • Müzik prodüksiyonu yok (Spotify yalnızca bir dağıtım kanalı olarak geçiyor).
  • Dijital görsel sanat — Instagram sanatçıları, TikTok illüstratörleri, NFT'ler — neredeyse yok.
  • Streaming dizileri yok.
  • Video oyunları yok.

Yani: dünya üzerinde reklam parasının en yoğun aktığı yaratıcı alanların tamamı raporun dışında.

Bu yapay zekanın hatası değil. Yapay zeka çok iyi çalışıyor. Sorun başka yerde — kullanıcının sorduğu soruya gömülü olan "sanat" kavramı dar. Yapay zeka "sanat" sözcüğünü duyduğunda müze duvarına asılan şeyi anlıyor. Galeride satılan, müzayedede çekiç düşen, koleksiyoncunun depoladığı şeyi. Yani 19. yüzyıl Batı estetiğinin "yüksek sanat" tanımını.

Para nereye akıyor

Rapor küresel sanat pazarının 2024'te 57.5 milyar dolar olduğunu söylüyor. Etkileyici rakam, ama bağlamı şu:

  • Küresel film/sinema endüstrisi (gişe + streaming + dağıtım): yıllık yaklaşık 100 milyar dolar
  • Küresel kitap pazarı: yaklaşık 130 milyar dolar
  • Küresel video oyun pazarı: yaklaşık 180 milyar dolar
  • Küresel müzik (kayıt + canlı): yaklaşık 60 milyar dolar
  • Küresel dijital reklam pazarı: yaklaşık 700 milyar dolar (yaratıcı içerik üretiminin büyük bölümünü doğrudan finanse eden hat)

57.5 milyarlık sanat pazarı, küresel yaratıcı ekonominin küçük bir adasıdır. Anakaranın geri kalanı — filmler, kitaplar, oyunlar, müzik kayıtları, streaming, sosyal medya görselleri — raporun radarında değil.

Halbuki bunlar tam olarak reklamın yapay kalp gibi pompaladığı alanlardır:

  • Bir Hollywood filminin pazarlama bütçesi çoğu zaman üretim bütçesini geçer.
  • Bir kitabın yayınevi seçimi, doğrudan "BookTok'ta tutar mı" sorusuna göre yapılır.
  • Bir Twitch yayıncısının "sanatı" bizzat reklam göstermek üzerine kuruludur.
  • Bir TikTok illüstratörünün üslubu, doğrudan algoritmaya optimize edilir.
  • Bir streaming dizisinin sahne süresi, izleyiciyi tutma metriğine göre kurgulanır.
  • Bir müzik prodüksiyonunda artık otuz saniyelik intro yok, çünkü Spotify ilk saniyelerde atlanırsa "skip" sayılıyor.

Müze sponsoru sergiye karışmıyor olabilir. Ama bir streaming algoritması bir dizinin kaç bölüm olacağını, hangi sahnede "cliffhanger" konacağını, ilk sekiz saniyede ne göstermesi gerektiğini doğrudan biçimlendiriyor. Hangisi daha sert bir müdahale?

Kategorik körlüğün kendisi reklamcının zaferidir

Şimdi gerçekten ilginç olan kısma geliyoruz: yapay zekanın "sanat" tanımının dar olması bir kaza değil. Bu daralma 19. yüzyıldan kalma bir miras, ve o miras tam olarak reklam ekonomisinin işine geliyor.

Hatırlayalım: 19. yüzyıldan itibaren "sanat" (art) ile "eğlence/içerik" (entertainment/content) arasında bir hiyerarşi kuruldu. Yüksek sanat müzelere, akademiye, eleştirmenlere aittir; düşük sanat halkın eğlencesidir, doğrudan ticari işler. Bu ayrım hiç tarafsız değil. Çünkü:

  • Yüksek sanat prestij üretir → şirketler sponsorluk için ona ihtiyaç duyar (itibar yıkama aracı)
  • Düşük sanat doğrudan tüketilir → şirketler ondan reklam geliri elde eder (kâr kaynağı)

İki farklı işlev. Yani şirket için yüksek sanat utanç temizleme aracıdır, düşük sanat kazanç kapısıdır.

Bu hiyerarşinin sürmesi reklamcının çıkarınadır. Çünkü:

  • Müze sponsorluğu görünür ve eleştirilebilir, ama küçük bütçedir (Tate'in BP desteği yıllık bütçenin yalnızca %0.5'iydi).
  • TV–streaming–sosyal medya reklamı görünmez ve eleştirilemezdir, çünkü bu alan zaten "sanat değil, eğlence" olarak kategorize edilmiştir — orada reklam baskısı tartışılmaz, çünkü baskı zaten kategorinin tanımının içindedir.

Siz "sanat reklam baronları tarafından mı yönetiliyor?" diye sorduğunuzda, tartışma müze sponsorluğuna kayıyor — küçük, görünür, savunulabilir alana. Asıl mekanizma — algoritmik dizi kurgusu, BookTok pazarlama, TikTok görünürlük oyunu, oyun mikro-ödemeleri — kategoriye dahil olmadığı için tartışmaya bile sokulmuyor.

Bu, reklamcının elde edebileceği en büyük zafer: kendisini eleştireni, kategorisi dışında tutmak.

Yapay zeka aynı algoritmik körlüğü tekrarlıyor

Burada postalgoritmik çerçevemize geri dönüyoruz. Önceki yazıda ne demiştik? Algoritma yeni sanat biçimlerini göremiyor, çünkü eski medya kategorileri ile eğitildi. Şimdi gördüğümüz şey: yapay zeka da aynı şeyi yapıyor. Yapay zeka "sanat" sözcüğünü duyduğunda eski yüksek-sanat kategorisini çağırıyor, çünkü eğitim verisinde "sanat" o şekilde etiketlenmiş. Sinema, kitap, oyun, streaming bunlar "entertainment" / "media" / "content industries" altında etiketlenmiş — sanat değil, başka şey.

Sonuç: yapay zeka soruya cevap verirken sorunun en zor kısmını cevaplamıyor, çünkü zor kısım onun kategorisi dışında.

Bu çok önemli bir buluş. Çünkü genelde yapay zekaları "her şeyi bilen sentezleyiciler" olarak görüyoruz. Halbuki yapay zekalar insan kategorilerini öğrendi, ve insan kategorilerinin sınırları onların da sınırı oluyor. Bir sorunun cevabı kategori dışındaysa, yapay zeka onu kavrayamıyor. Sadece kategori-içi cevap verip "tam cevap verdim" sanıyor.

Doğru soru, doğru cevap

O zaman soruyu yeniden kuralım. "Sanat reklam baronları tarafından mı yönetiliyor?" sorusu yerine:

"Bugün milyarlarca insanın tükettiği yaratıcı üretim — filmler, diziler, kitaplar, sosyal medya görselleri, müzik, oyunlar — reklam ekonomisi tarafından mı biçimlendiriliyor?"

Bu soruya en yumuşak cevap bile şudur: evet, neredeyse tamamen.

  • Hollywood filmleri test izleyicileriyle önceden test ediliyor, reklam panelleriyle geliştiriliyor.
  • Streaming dizileri izleyici-tutma metriğine göre kurgulanıyor.
  • Yayınevleri kitapları "BookTok'a uyar mı" filtresinden geçiriyor.
  • Sosyal medya görselleri algoritmaya optimize ediliyor.
  • Müzik prodüksiyonları playlist mantığına göre sıkıştırılıyor.
  • Video oyunları engagement metrikleriyle tasarlanıyor.

Yani bizim "sanat" denildiğinde çağrışan yüksek sanat alanı, reklam baskısının en zayıf olduğu alandır — paradoksal olarak. Müze sponsoru sergiye az karışıyor olabilir. Ama hayatımızı dolduran her ekran, her kitap önerisi, her dizi seçimi, her playlist'in arkasında bu baskı var. Yapay zeka bunları "sanat" saymadığı için cevabı onlara hiç uzanmıyor.

Sonuç: kendi cevabını gizleyen soru

Yapay zekanın raporu yanlış değil. Eksik. Ve eksikliği tam olarak şunu söylüyor: bir soru, kendi cevabını gizleyen kategorilerle sorulduğunda, en iyi ihtimalle sorunun küçük bir alt-bölümüne cevap verir. Asıl cevap, sorunun çerçevesini değiştirmekten geçer.

Bu yüzden gerçekten bir şey öğrenmek istiyorsak, yapay zekanın bize verdiği kategorik haritayı kabul etmemeliyiz — kendi soru çerçevemizi kurmalıyız.

Sanat sadece müze duvarındaki şey değildir. Bugün sanat, milyarlarca insanın gözünden geçen her yaratıcı üretimdir. Ve o üretimin neredeyse tamamı reklam mantığı ile çevrelenmiştir.

Yapay zekanın görmediği yer, tam da bizim bakmamız gereken yerdir.