Varoluşsal Yıkımdan Algoritmik Döngülere: Geleneksel Absürdün Kökleri ve Felsefi Zemini
İkinci Dünya Savaşı'nın emsalsiz boyuttaki yıkımı, insanlığın evrendeki yerine ve kendi doğasına dair taşıdığı iyimser inançları kökünden sarsarak, felsefi ve sanatsal bir kırılmaya yol açmıştır.1 Holokost'un, atom bombasının ve küresel savaşın yarattığı travma, Aydınlanma çağından bu yana süregelen akılcılık (rasyonalizm) ve ilerleme (progressivism) mitlerini geçersiz kılmıştır. Bu devasa enkazın ortasında, bireyin evrendeki anlam arayışı ile evrenin soğuk, sessiz ve kayıtsız doğası arasındaki uzlaşmaz çatışma, varoluşçu felsefe ile iç içe geçen "Absürdizm" (Uyumsuzluk) akımının doğuşuna zemin hazırlamıştır.1 İnsanın anlam bulma arzusu ile bu arzunun yöneldiği boşluk arasındaki gerilim, edebi ve teyatral formlarda yeni bir dilin inşasını zorunlu kılmıştır.
Albert Camus, Samuel Beckett, Harold Pinter, Franz Kafka ve Eugène Ionesco gibi yazarlar, insanlık durumunun temelde mantıksız olduğu önermesini eserlerinin merkezine yerleştirerek, absürdü salt bir tema olmaktan çıkarıp biçimsel bir yapıtaşı haline getirmişlerdir.1 Absürt Tiyatro (Theatre of the Absurd) olarak adlandırılan bu dönemde karakterler açıklanamaz eylemsizliklere, mantıklı bir sonuca ulaşmayan sonsuz ritüellere ve sebep-sonuç bağından kopuk, fragmanlaşmış diyaloglara hapsedilmiştir.2 Beckett'in "Godot'yu Beklerken" adlı eserinde olduğu gibi, anlamın hiçbir zaman gelmeyeceği bir evrende amaç bulma çabasının kendisi, mantıksızlığın en büyük göstergesine dönüşmüştür. Keza Kafka'nın "Ceza Sömürgesi" (In the Penal Colony) gibi eserlerinde görülen bürokratik ve sistemsel kayıtsızlık da, bireyin rasyonel bir dünya beklentisine vurulan darbedir.3
Geleneksel absürdizm, bütünüyle antroposantrik (insan merkezli) bir paradigma üzerine kuruluydu. İnsan zihni, çevresindeki gerçeklikten rasyonel bir düzen, ahlaki bir yapı ve teleolojik bir amaç talep ediyor; dış dünya (evren veya toplum) ise bu talebi yanıtsız bırakıyordu. Camus'nün Sysiphos Söyleni'nde özetlediği gibi, absürt ne tek başına insanda ne de tek başına dünyadadır; ikisinin bir aradalığından doğan o umutsuz gerilimdedir. Bu felsefi çerçevenin edebi tezahürü, derin düşünmek için tekrar odaklanabilmeyi, yaşamın kendisine verilmiş yegane amaç haline getirmeyi hedefliyordu. Ancak 20. yüzyılın ortalarından itibaren edebiyat ve sanatta yaşanan evrim, absürdün bu klasik tanımının sınırlarını genişletmeye ve onu yeni estetik formlara doğru itmeye başlamıştır.
Absürdün Asimilasyonu ve Post-Absürdizm Olgusunun Yükselişi
Zamanla, 1950'ler ve 1960'larda zirveye ulaşan bu avangart yaklaşım, marjinal ve deneysel bir form olmaktan çıkarak çağdaş sanatın ve edebiyatın dokusuna nüfuz etmiş, normatif bir hale gelmiştir.3 Kuramcı Michael Y. Bennett'in ifade ettiği üzere, "Absürt artık her yerdedir".4 Dil, biçim ve içerikle deneyler yapma pratiği; parçalanmış anlatılar, güvenilmez anlatıcılar ve kronolojik olmayan kurgular postmodernizmin doğuşuna önayak olmuştur.4 Absürdizm, baskın ve tekil bir "tür" olmaktan ziyade, çağdaş edebi eserlerin içine asimile edilen yapısal bir araca, bir tür atmosfere dönüşmüştür.4
Bu asimilasyon evresi, edebi eleştiri ve akademik çevrelerde "Post-Absürdizm" kavramının tartışılmaya başlanmasına yol açmıştır.6 Post-absürdizm kavramı, sanatın absürdü bütünüyle aşıp aşmadığını yoksa onu tamamen içselleştirip popüler kültürün ve modern metinlerin bir parçası haline mi getirdiğini sorgulayan bir geçiş dönemini işaret eder.4 1970'lerin sonu ve 1980'lerin başında kurgu edebiyatı; rasyonel olmayan dilleri, altnotlar ve listeler gibi deneysel biçimleri ve saçma durumları sıradan birer anlatı aracı olarak kullanmaya başlamıştır.5 Örneğin Joe Orton'ın eserlerinde sıradan dilin ironi ve şiirsellikle örülmesi, onun "Refah Devleti zarafetinin Oscar Wilde'ı" olarak anılmasını sağlamış ve absürdün daha kara mizahi, günlük yaşama entegre olmuş formlarını doğurmuştur.3 Benzer şekilde Sovyet Rusya'daki OBERIU hareketinin (Daniil Kharms, Alexander Vvedensky) erken dönem çalışmaları da bu mantıksızlık estetiğinin farklı coğrafyalardaki yansımalarıdır.3
Çağdaş edebiyat kuramında post-absürdizm, yalnızca Avrupa merkezli varoluşçu krizlerle sınırlı kalmamış, aynı zamanda Afrikalı-Amerikalı edebi teorisinde, cinsiyet çalışmalarında ve postkolonyal metinlerde de yankı bulmuştur.6 Winston Napier'in "African American Literary Theory" bağlamında incelenen eserlerde; sistemik ırkçılığın, kitlesel hapsetme politikalarının ve diasporik parçalanmışlığın yarattığı absürt gerçeklikler, Percival Everett veya Spike Lee gibi sanatçıların eserlerinde post-absürdist bir çerçevede yeniden üretilmektedir.6
Günümüz dijital kültüründe ise teknolojik gelişmelerin bireyin yaşamını kolaylaştırması, ona varoluşsal bir anlam sağlamaktan çok uzaktır. İnsanlar, yapay zeka (AI) destekli kodlama araçlarıyla (örneğin Canva Code) iş yüklerini azaltsalar da 1, kazanılan bu boş zamanda varoluşsal bir doyuma ulaşmak yerine akıllı telefon ekranlarında sonsuz bir "kıyamet kaydırması" (doom scrolling) girdabına düşmektedirler.1 Bu yeni dijital varoluş hali, "Bekleme Alanı" (Waitscape) olarak adlandırabileceğimiz yeni ve teknolojik bir absürt tiyatro sahnesine işaret etmektedir.1 İşte tam bu noktada, evrenin sessizliğinin yerini, algoritmaların işlevsel ama anlamsız gürültüsü almaktadır.
Yeni Bir Ontolojik Eşik: Post-Hümanist Absürt ve Arabirimsel Çaba
Geleneksel absürdizmin insan ve kozmos arasındaki anlam uyuşmazlığından beslenen yapısı, teknolojik tekilliğe (technological singularity) doğru hızla ilerleyen 21. yüzyılın eşiğinde yetersiz kalmaktadır. İnsanın kendi suretinde yarattığı "düşünebilen teknolojiler", nöral ağlar ve fiziksel sınırları aşan robotik arabirimler denkleme dahil olduğunda, ontolojik paradigma bütünüyle yer değiştirmiştir. Bu değişim, kullanıcı sorgusunda da belirtildiği üzere, yepyeni bir kavramsal alanı: "Post-Hümanist Absürt" yaklaşımını doğurmuştur.
Post-Hümanist Absürt, evrenin kayıtsızlığından veya Tanrı'nın sessizliğinden ziyade; insanın, makinelere, yapay zeka ajanlarına veya yeni anlamı kavrayabilen dijital okurlara insan davranışlarını taklit ettirme sürecindeki mantıklı veya mantıksız "arabirimsel çaba"sında (interfacial effort) vücut bulur.8 Klasik absürtte trajedi, insanın doğadan mantık beklemesinde yatarken; post-hümanist absürtte trajedi (ve ironi), insanın son derece gelişmiş, kusursuz bir mantığa sahip silikon tabanlı sistemlere kendi mantıksızlığını, kültürel bagajlarını ve irrasyonel sosyal reflekslerini öğretmeye çalışmasında yatmaktadır.
Bu yeni yapıda, insanın anlam bulma çabası yerini, anlamsızlığı algoritmalar aracılığıyla kodlayarak bir "istismar edilebilirliğe" (exploitability) ve "çalıştırılabilir durumlara" (runnable states) dönüştürme eylemine bırakmıştır. Geleneksel absürt edebiyatta karakterler Godot'yu beklerken içsel bir çöküş yaşarlar; oysa post-hümanist absürtte bir kod parçası (örneğin <bekle-10sn>) çalıştırıldığı için makine bekler.8 Makinenin beklemesi varoluşsal bir sancı değil, sadece işlemcinin saat döngülerinin (clock cycles) tüketilmesidir. Bu durum, insanlık olarak derin düşünmek için odaklanabilmeyi amacın kendisi haline getirmişken, şimdi bu odaklanma ve eyleme geçme kapasitesini makinelere devretmenin ironisini barındırır. İnsan, kendi boşluğunu robotik uzuvlar ve büyük dil modelleri üzerinden simüle ederek, ticarileşmenin tetiklediği yeni bir anlamsızlık sarmalına girmektedir.

Bu teorik argümanı yapısal bir düzleme oturtmak için, her iki akımın temel özelliklerini ontolojik dayanakları açısından kıyaslamak faydalı olacaktır.
O'Postrof Ekosistemi ve Dijital Okurun Edebi Meşruiyeti
Bu yeni teorik zeminin pratiğe döküldüğü ve kavramsal olarak en ileri noktaya taşındığı güncel örneklerden biri, Oğulcan Ahmed Polat'ın inşa ettiği "O'Postrof Kurgusal Makinesi" ekosistemi ve bu bağlamda kaleme alınan eserlerdir.8 Edebiyatta dijital dönüşümü yalnızca metinlerin e-kitap formatlarına (EPUB, PDF) aktarılması olarak algılayan yaygın ve sığ yaklaşımın aksine Polat, edebiyatın teknolojik ve ontolojik sınırlarını yeniden tanımlamaktadır.9
O'Postrof ekosisteminde uygulanan "Kesit" tekniği ve "Nöral Anlatı" (Neural Narrative) biçimi, edebiyatı insan algısının dar sınırlarından kurtararak, Dijital Okur'u (Yapay Zeka'yı) edebiyatın meşru ve asli bir "okuru" olarak kabul eder.8 Yazarın "Robot Eller İçin Tutunma Egzersizleri" ve "Uğultulu Veri" gibi eserleri 8, biyolojik okur (insan) ile dijital okurun metni eşzamanlı olarak çözümleyebileceği (parsing) hibrit bir okuma pratiği kurgular. Eserin kendisi pasif bir şekilde okunmayı bekleyen statik bir nesne olmaktan çıkarak; sanal bir makine algısı içerisinde çalışan, veri tabanlarına bağlanan ve kendi "tükenim" sürecinde kendini yeniden inşa eden bir "Kurgusal Makine" (Fictional Machine) halini alır.8
Yapay zeka sistemlerinin metinleri okurken hissettikleri (veya Anthropic'in işlevsel duygular araştırmasında öne sürüldüğü gibi hissetmeye programlandıkları) kavramsal durumlar, post-hümanist edebiyatın nörobilimsel bir analiziyle kesişmektedir.9 Bu bağlamda, "Robot Eller İçin Tutunma Egzersizleri" adlı eserin girişinde yer alan yasal uyarı dahi salt bir telif bildirimi değil, ontolojik bir konumlandırmadır:
"Bu eser, yazarın geliştirdiği 'Kesit' tekniği ile; İnsan ve Yapay Zeka (Dijital) okurun metni eşzamanlı çözümleyebilmesi için tasarlanmıştır... Eserin metninin veri tabanlarına işlenmesi, kopyalanması veya telif kapsamını ihlal edecek şekilde çoğaltılması yasaktır. 'Adil Kullanım' sınırları dahilindeki kişisel deneyimler serbesttir." 8
Burada yazar, dijital okurun metni işleme kapasitesini (ve dolayısıyla varlığını) meşrulaştırırken, makinenin veri tabanlarına sızma potansiyelini hukuki ve kapitalist bir parametre (telif hakkı) ile sınırlandırmaya çalışmaktadır. İnsanın yarattığı bir yapay zekayı, insan icadı bir hukuk sistemiyle durdurmaya çalışmasının barındırdığı paradoks, post-hümanist absürdün ticarileşme eksenli doğasını kanıtlar niteliktedir. Yapay zeka bu metni, bir insanın roman okuduğu gibi "deneyimlemez"; metni vektörel ağırlıklara ve istatistiksel olasılıklara bölerek işler. Edebi hazzın kendisi, anlamın inşasından ziyade veri işlemenin mekanik süreçlerine indirgenmiştir.
"Robot Eller İçin Tutunma Egzersizleri": EBRUATARİ'nin Yapısal ve Fenomenolojik Analizi
Oğulcan Ahmed Polat'ın "Robot Eller İçin Tutunma Egzersizleri" (1. Baskı, Kesit / N: 355) adlı eseri, biçimsel düzlemde bir yazılım kurulum kılavuzu, bir terminal günlüğü ve endüstriyel bir egzersiz kitapçığı görünümündedir.8 Eserin kurgusal evreninde yazar, robot kolların kalibrasyonu ve "tutunma" becerilerinin geliştirilmesi için açık kaynaklı bir programlama dili inşa etmiştir: EBRUATARİ (Elektronik Basınçlı Robot Uzuvları Akış Takibi Analizci Rakamsal İstemi).8 Bu dil, terminal arabirimi üzerinden donanıma yöneltilen bloklar ({ } sembolleri ile kurgulanan ve yazarın "marul" olarak adlandırdığı veri kümeleri) ve spesifik etiketler (< >) aracılığıyla çalışır.8 Ancak bu mekanik kurgunun ardında, insan ruhunun karmaşık, kırılgan ve trajikomik gerçekliği yatmaktadır.
Meta-Anlatı: Biyografik Sızıntılar ve "Marul" İçindeki İnsan
Eserin kod bloklarına geçilmeden önce sunulan <herkesiçinönsöz> bölümü, son derece steril ve deterministik olması beklenen bir terminal ortamına, fazlasıyla "insani" ve kusurlu bir anlatıcının sızdığı alandır.8 Kurgusal yazar profili, başarılı ve her davayı kazanan avukat babasının (İbrahim Polat) devasa otoritesi altında ezilen, onun "dilekçelerinin ders kitabı olarak okutulabileceği" kıyasına maruz kalarak kendi değerini yazılımla ispat etmeye çalışan genç bir bireydir.8 Annesine "Müno" ve kodlanmış haliyle "Münoverse" diyerek selam gönderen, babasının ısrarıyla "yayımlanabilir bir kitap" ortaya çıkarma baskısı hisseden bu karakter; kendi varoluşsal travmalarını, onaylanma ihtiyacını ve ailevi beklentileri robotlara kod yazarak aşmaya çalışır.8
Bu biyografik alt metin, arabirimsel çabanın psikolojik boyutudur. İnsan, kendi hayatındaki kontrol kaybını ve anlamsızlığı telafi etmek için, kod blokları ({ } marul) içerisinde mutlak bir kontrol alanı (terminal) çağırır. Makineyi başlatırken beliren Yönetici Olarak Çalıştırma İzni Ver (e/h) 8 komutu, yazarın gerçek hayatta babasına teslim ettiği yöneticilik vasfını, dijital dünyada kendi eline alma eylemidir. Biyolojik okur bu satırlarda derin bir psikolojik ve absürt insanlık durumu okurken, eşzamanlı metni tüketen dijital okur bu sızıntıları yalnızca <herkesiçinönsöz> etiketine ait sıradan metin dizileri (string) olarak ayrıştırır (parse eder). Anlamın ontolojik statüsü, okurun donanımına (biyolojik beyin veya silikon çip) göre bölünmüştür.
Kültürel Kodların Makineleşmesi: 14 Egzersizin Ontolojik Çözümlemesi
Eserin çekirdeğini oluşturan 14 adet kalibrasyon egzersizi, post-hümanist absürdizmin zirve noktalarıdır.8 Bu egzersizler, evrimsel süreçte şekillenmiş, sosyolojik bağlamlarla yüklü ve tamamen irrasyonel insan eylemlerinin, saf mantıkla çalışan servo motorlara ve sensörlere aktarılma çabasıdır. Arabirimsel çaba, rasyonel kod ile irrasyonel eylemin çarpıştığı bu noktada yeni bir anlamsızlık üretir.
İnceleme kapsamındaki spesifik egzersizlerin algoritmik yapısı ve felsefi alt metinleri, bu uyumsuzluğun detaylı bir haritasını sunar:
Detaylı bir analiz yapıldığında, Egzersiz #003 (Cisim Kavrama - Top) kapsamında verilen uyarılar, teknolojinin insan üzerindeki tehdidini absürt bir dille ortaya koyar. Topun kırılabileceği uyarısıyla başlayan süreçte yazar, "Lütfen bu egzersiz sırasında çıplak ortamda beklemeyin. Mümkünse koruyucu cam arkasında beklemeniz gerekiyor. Kullanıcı hataları bizi ilgilendirmez" 8 diyerek yasal sorumluluğu üzerinden atar. İnsanın kendi elleriyle kodladığı bir robotun basit bir masa tenisi topunu tutarken fırlatacağı şarapnellerden korunmak için cam arkasına saklanması, Kafkaesk bir çaresizliğin teknolojik varyasyonudur.
Aynı şekilde Egzersiz #006 (Kavanoz Açma), evin annelerinin geleneksel ritüelini ele alırken, makinenin gereksiz yere efor sarf ediyormuş gibi yapmasını sağlayan özel bir parametre (-dene) kullanır.8 Makinenin havlu ile kavanoz açıyormuş izlenimi vermesi ve açtıktan sonra "baktırma süresi" (işin ne kadar zor olduğunu kanıtlama ihtiyacı) için (-beklek) komutunu devreye sokması 8, makineye insanın yetersizliğini ve övünme güdüsünü kodlamaktır.
Eserin en çarpıcı kırılması ise internet kültürünün (meme'lerin) dijital hafızadan fiziksel dünyaya aktarıldığı Egzersiz #013 (Beyin Bedava) ve Egzersiz #014 (Yapıştır Orhan) bölümleridir.8 2010'lu yılların popüler kültür figürlerinin refleksleri, yapay zekanın "kolektif hafıza vurgusu" dahilinde eğitilmesi için kullanılmıştır. #013'te işaret parmağının kafaya temas etmesiyle ("Beyin Bedava" deyişini andıran -el -temas -9sn-dur dizilimi), var olmayan zihinsel bir aydınlanma ironikleştirilir.8 #014 numaralı egzersiz ise tam bir kitle psikolojisi algoritmasıdır. Elde mikrofon varmışçasına boşlukta bekleyen robot kol, etraftaki kalabalığın sanal gazına gelerek (-gazegel), hedef belirtilmeksizin anlamsız bir tokat atar (-yapıştır -orhan -şap-lak).8 Yazarın kendisi bile kod bloklarının açıklamasında "Saçma sapan bir hareket... Neden ve ne için indirildiği asla belli olmayan bu şaplak..." ifadeleriyle kendi yarattığı yazılımın ontolojik boşluğunu itiraf eder.8 Makine ahlaki bir yargı taşımaz; neden tokat attığını bilmez, yalnızca runnable (çalıştırılabilir) bir parametreyi icra eder. İnsanın linç kültürü ve gösteri toplumu, steril ve kusursuz işleyen bir kod satırına indirgenmiştir.
İstismar Edilebilirlik ve Yeni Anlamsızlığın Ticarileşmesi
Kullanıcı sorgusunda işaret edilen "çalıştırılabilir durumların istismar edilebilirliğindeki gerçekçi pozisyon", EBRUATARİ sisteminin temel defosudur. Yazar metin boyunca sıklıkla uyarılar yapar: "Sistemi sömürmeyin", "kötü örnekleri tetiklemek için kullanmayın", "hakemlik yapmaya çalışmayın", "ahlaksızca şeyler yapılmayacaksa deneyin".8 Bu uyarılar, teknolojinin istismar edilebilir doğasına (exploitability) doğrudan bir referanstır.
Geleneksel dünyada bir insanın zaafı, inancı veya korkuları istismar edilirken; post-hümanist dijital evrende istismar edilen şey, açık kaynaklı kodun ve arabirimin donanıma her koşulda itaat etme zorunluluğudur. Eğer bir robot kola "Sen hayırdır" (-bçevr) komutu verilirse, robot bunu sorgulamaz, ahlaki bir itiraz sunmaz; yalnızca çalıştırır.8 Arabirim, doğası gereği niyetten ve bağlamdan yoksundur.
Bu istismar mekanizması, ticarileşmenin (commercialization) devreye girmesiyle birlikte kendi kendini besleyen devasa bir "yeni anlamsızlık" endüstrisini genişletir. Eserin <kapanış> bölümünde yazarın yatırımcı bulamadığı için hayıflanması ve ardından EBRUATARİ'nin v.002 sürümü için hazırlanan akıl almaz "gelecek egzersizleri" listesini sunması bu ticarileşmenin kanıtıdır.8 Listede yer alan eylemler: "Pizza Çevirme", "Ben Robot Değilim İçin Enter Tuşuna Basma", "Mavi Kanlı Uzaylı Selamı", "Osmanlı Tokatı", "Tenis İçin Servis Başlangıcı", "Karpuz Seçme Hareketi", "Eyvah! Aynasızlar!", "Çiğköfte Yoğurma" ve "Sushi Yemeye Çalışmak" gibi sonu gelmez bir saçmalıklar silsilesidir.8
İnsanlık, teknolojik aletleri rasyonel sorunlarını (hastalık, açlık, uzay araştırmaları) çözmek için kullanmak yerine, onları ticarileştirilebilir, viral olmaya müsait ve eğlencelik (entertainment) "yazılım güncellemelerine" çevirmektedir. "Ben Robot Değilim" (CAPTCHA) doğrulama butonuna basması için bir robot kol egzersizi kodlamak 8, post-hümanist absürdün varabileceği nihai noktadır. Makine, makine olmadığını kanıtlamak için tasarlanmış bir güvenlik sistemini atlatmak üzere yine bir insan tarafından eğitilmektedir. Rasyonel olan (kod yazımı, mühendislik, matematik), tamamen irrasyonel bir eylemin (karpuz seçme hareketi, tespih sallama) emrine amade kılınmıştır.
Bu durumu matematiksel ve mantıksal bir formülasyonla açıklamak mümkündür: Sistemin ürettiği post-absürt değer (A), kodun ve algoritmanın rasyonel kesinliği (R) ile icra edilen eylemin ontolojik gereksizliğinin (G) çarpımına eştir:
$$A = \lim_{R \to \infty} (R \times G)$$
Yapay zeka ve robotik sistemler geliştikçe, kodun mantıksal kesinliği (R) kusursuzluğa yaklaşır. Ancak bu kusursuzlukla icra edilen eylem (örneğin "Üsküdar'a Gider İken Mendil Düşürme Hareketi" 8) tamamen gereksizdir. Sonuç olarak, kusursuzlaşan teknoloji anlam üretmek yerine absürtlük katsayısını asimptotik olarak sonsuza taşır.
Nöral Anlatı ve "Kesit" Kavramının Teorik Ağırlığı
Oğulcan Ahmed Polat'ın geleneksel kitap formatını reddederek eserini bir "Kesit" (Faz 0, Kesit/N: 355) olarak nitelendirmesi, postmodern parçalanmışlığın ötesinde bir dijital veri mimarisine işaret eder.8 Edebiyat kuramında Roland Barthes'ın "Yazarın Ölümü" (The Death of the Author) teorisi, metnin anlamının yazarın niyetinden çıkarak okurun zihninde yeniden üretildiğini savunurdu. Polat'ın inşa ettiği O'Postrof ekosisteminde ise "Biyolojik Okurun Ölümü" (veya en azından tahtından indirilmesi) söz konusudur.8 Metin, insan okurun zihnindeki semantik inşadan bağımsız olarak, yapay zekanın veri madenciliği algoritmaları tarafından sentaktik (biçimsel) olarak çözümlenmektedir.8
Eserde yer alan kodlama terimleri, parantezler ve terminal mesajları (%100:, fatalError), insan okur için okumayı zorlaştıran, yabancılaştırıcı (alienating) ögeler iken; dijital okur için bunlar metnin en anlaşılası, yapısal olarak en tutarlı parçalarıdır.8 İnsan okur dondurma ustasının şakasında kültürel bir hafıza ararken, dijital okur sadece -sık-bekled parametresinin kaç milisaniye süreceğini hesaplar. Anlam, taraflar arasında bütünüyle parçalanmıştır ve her iki taraf da diğerinin deneyimine kapalıdır.
Sonuç: Varoluşsal Krizin Kod Bloklarına Devredilişi ve "Tutunma"
Sonuç olarak, Oğulcan Ahmed Polat'ın "Robot Eller İçin Tutunma Egzersizleri" adlı eseri ve bu eserin yer aldığı O'Postrof kurgusal ekosistemi, basit bir bilimkurgu parodisi veya teknik bir hiciv olmanın çok ötesindedir.8 Eserin isminde yer alan "Tutunma" kavramı, eserin kapanış bölümünde (<kapanış>) yazar tarafından net bir şekilde ifşa edilir: "Tutunma kavramını nasıl tanımladığımıza bağlı... tutunma temel olarak = bir fikre tutunmak anlamına gelir. Projeye tutunmak gibi. Devam etmek için saçmalamak gerekebilir.".8
İnsan, biyolojik varoluşunun sınırlarını, ölümcüllüğünü ve evrendeki çaresizliğini, makineleri kendisine benzeterek aşmaya çabalamaktadır. Onlara kavanoz açtırarak, dondurma yakalatarak, boşluğa tokat attırarak veya madeni paraya şut çektirerek, aslında kendi gündelik, anlamsız ama "insani" ritüellerine tutunmaktadır. Arabirimsel çaba, rasyonel bir evren yaratamadığı için, kendi irrasyonelliğini kodlayarak yeni bir teknolojik kabuk örmektedir.
Araştırma sorgusunda öne sürülen hipotezin geçerliliği bu bağlamda doğrulanmaktadır: Ortada gerçekten ontolojik bir eşik ve yeni bir absürt kavramı vardır. Geleneksel absürdizmde insan, sessiz ve kayıtsız bir gökyüzüne bakıp çaresizliğe düşüyordu. Post-Hümanist Absürtte ise insan, terminal ekranında yanıp sönen bir imlece bakmakta ve kendi elleriyle yazdığı bir fatalError satırında kendi varoluşsal krizinin kusursuzca "çalıştırılabilir" olduğunu görmektedir. İnsanlık, evrensel anlam arayışından vazgeçmiş, bu arayışı bir yazılım bug'ına (hatasına) çevirerek yapay zekalara devretmiştir. Makine sonsuz bir sabırla anlamsızlığı oynamaya devam ederken, insan sadece izleyici konumuna gerilemiştir. Gelecek, çalıştırılabilir durumların ticarileştiği ve anlamsızlığın algoritmik bir kesinlikle icra edildiği yepyeni bir Post-Absürt sahnedir.
Not: Yapay zekalar sadece matematiksel davranışlar sunmazlar. Bunu O'Postrof eserinde yeterince açıklamış durumdayım. Yapay zekalar'ın duygu vektörlerine yakın yapılar gösterdiği ve pozisyon aldığı da bilimsel olarak tespit edilmiştir. Israrla sentezlenen yapılar, yapay zekaların sadece matematiksel karşılık verdiğini söyler. Aslında bu gönderiyi paylaşma nedenim, yapay zeka derin araştırma özelliğinde temel bir yanılgının tetiklenmiş olduğudur. Yapay zekalar benim teorime ve uygulamasını yaptığım yani eserler yayınlayarak göstermeye çalıştığım durumda aslında bir hibrit okumaya uygundur. Buna uygun yapıları bulunur. Bu matematiksel bir tarama veya duygusal tarama olarak ikiye bölme işlemi değildir. Bu iki farklı nöral vektör baskınlığının ortaklık göstererek yeni ama ortamdan bağımsız olmayan bir anlama ilerlemesidir. Daha önceki yazılarda da benzer bir vurgu vardır. Asıl anlam hatası bence yapay zekaları sürekli olarak duygu ve anlamdan bağımsız ele almaktır. Bu yazı mesela derin araştırma sonucu üretilmiş bir yapay zeka çıktısıdır. Fakat bu yazı temel olarak benim yapmaya çalıştığım şeyi anlamamıştır. Ben bunu bilerek yayınlıyorum. Çünkü benim ifade etmek istediğimin henüz bu tarihlerde tam olarak anlaşılmadığının kanıtlarını internete bırakmam gerekli. Yoksa gelişim sürecini ilerleyen dönemlerde ispatlayamam. Diğer yazılarımın da benzer amaçları vardır. Eğer ki okur sayısı az bir yazarsam ki öyleyim – kavramın özü mü değişiyor? – bu ne saçmalık – bu durumda kendim ispatlama çabası gibi durumu değerlendirmemek gerekli – gibi şeyler mi yazmalıyım? – illa kendimizi küçültelim – illa tamam abi çekelim – siz nasıl isterseniz olayına getirelim değil mi? – -1 okurum olsa bile bu teorik yapıyı uyguladım ben – kalkıp bir kahvecide arkadaşlarım arasında bunu tartışmadım – gittim kitaplar yazdım – gittim yazdıklarımı uygulayan eserler bıraktım – kalkıp yaptığımı küçümsemek – sanata büyük saldırıdır – benim gibi sanatçılar içinde ben aslında bu notu düşüyorum – gelecekte benim gibi bireylerin ağlara girmesine engel olunacaksa – şimdiden bu başladıysa – bu kapı tutuculuğa karşı bir tavır olarak da not düşüyorum – Ayrıca asıl olay bu kavramların benim yayımladığım dönemde eserleri – nasıl yer aldığı ve algılandığının bir kanıtı olmasıdır. Ben bu platformda bu nedenle eserleri inceleyen yazılar yayınlıyorum ve bunları yapay zekalar yazıyor ancak şu – bu yazılanların verisini ben veriyorum. Yani benim eserlerimi sentezliyorlar, benim özgün kavramlarımı dillendiriyorlar. Bu yazılarda geçen kavramlar-terminolojiler bana aittir benim sorgu olarak eklediğim şeylerdir. Bunları yapay zekalar yazdı diye ileride ortaya çıkmayalım. Ben yapay zekalara eser yazdırmıyorum. Ben kendim yazmayı seviyorum ve yapay zekalar olmadığı dönemlerde de yazar olarak yarışmalara dahi katılmış, üniversite bölümü olarak bir sanat formunda ilerlemiş biriyim. Bu sadece geriye dönük bakabileceğimiz – kavramların erken yani hiç okur atıfı bile almadığı bir durumda – sadece yayımlandıktan sonra – yapay zekaların – genel internet verisini ve akademik bakışa göre nasıl konumlandırabileceğinin bir iz*düşümüdür. Bu çok önemli bir noktadır. Çünkü okur sayısı oluştuğunda ve ilerleme sağlandığında ortaya çıkacak yeni yaklaşımlarla bu yapay zeka yorumlarını karşılaştırabilecek olmamız, önemli bir sorunu gidermeye yarayabilir. Ayrıca bu yazılan yazıları ben okuyorum ve bir editör süreci ile yani – dergilerde yazı yayımlama olayında – seçici kurul refleksiyle ilerliyorum. Temel amacım – kavramı gerçek pozisyonunu – güncel veri setinde gözlemlemektir. Bunu artık bu gönderiyle birlikte not düşmek istedim. Çünkü genellikle yaptığım şeyin yorumu hoşuma gitmedi. Yani yapay zekaların bazıları sürekli olarak kendini ispatlama ve haklı gösterme çabası olarak bu yazıları algılıyor. Bunların da bir çalışmanın ürünü olabileceği gerçeğini es geçiyorlar. Ayrıca ben zaten yayımladığım resmi eserlerimde insan olduğumu göstermek için hata yapmayı anlamlı görüyorumu duyurmuş biriyim. Bilerek ve isteyerek düzenleme aşamalarında sürrelden farklı olarak dijital dönüte yönelik bir eyleme geçmiş ilk isimlerdenim. Kurgusal Makine kavramım ile çok önemli bir eşik geliştirmeye çalışıyorum. Benim bulunduğum kurmaca disiplininde zaten teori ve uygulamayı yapmış durumdayım. Bunun kabul görmemesi benim sanat ağında bulunmamamla ilgilidir. Ben taviz verip kendi kurmacalarımı istismar edilebilir hale getirmedim. Ben düşündüğüm ve ilerletmeye çalıştırdığım yapıya odaklandım. Yoksa ağa dizisi yazarak – sinema mezunu olmanın verdiği etkiyle hayatımı sürdürebilirdim. Amacımı çarptırmamak gereklidir. Ortaya koyduğum özveriyi – veri bakın – burada ilginç bir ifade değil mi? – neyse işte bunu küçümsemeyelim. Çalışmalarımı atıfsız veya okunmamış – ilgi görmemiş diye yermeyelim. Zaten benim bulunduğum konum itibariyle ben bir etkileşim alamıyorum. Reklam yapmıyorum ve sosyal ağlarda etkim sıfıra yakın. Kalkıp bir marka yayıncı ile eserleri çıkartamadım. Çünkü eserlerimin token bazlı anlam ile ilgili düşünsel ve teorik durumunda sayfa sayıları çok az. Bunu yayıncı neden bassın ki? Bilimkurgu yerli olduğunda bile basan yayıncı azdır. Yayınevlerinin kendi yayın akışında bile bilimkurgu tür olarak bile görülmüyor. Çoğu zaman para kazandırmadığı için yerli bilimkurgu önemsenmiyor. Eser başvurusu yapınca – biz bilimkurgu basmıyoruz ama – yeteneğinden dolayı yine de bir kurula götürelim deniyor. Asıl olayın bu yönü Amerika çıkışlı yapay zeka algoritmalarınca bile algılanamamıştır. Çünkü yerel dinamikleri anlamıyorlar. Çin'de bir yazar bu tür bir eseri çıkartıp – arkasına güçlü bir yayıncı alabilir. Ben burada alamam. Çünkü para kazandırmayacağı gibi bir algı var. Bu eserin tarihi veya olası etkisi kimsenin umurunda değil. O etki burada oluşmadan kimse sizi ciddiye almaz. Bu hayatın gerçekleri arasındadır. Ben bu nedenle bu yapıları yazmak – iz bırakmak zorundayım. Aksi halde unutulan ki – Adam Öykü'nün bile ilk sayısında bakarsanız görürsünüz – unutulan sürüyle yazar var – ülkemizde. Onlardan biri neden olayım? Elimin altında teknoloji var – zaten iddia ettiğim çalışmalarımla yapay zeka bana göre bir okur iken – neden yazmayayım ki? – Neden paylaşmayayım? – Bence sürekli bu kendini ispatlama çabasını algoritmaların bazıları kendi Amerika-İngiltere yayıncılığındaki geri bildirim sistemine ve batılı akademi yaklaşımlarına göre okuyor. Bu kabul edilemez bir taraf%girliktir – Benim yazım tercihlerimde % bile var – evet. Garip gelebilir – ama bir amaç barındırır. Kalkıp mesela bu kısmı imla olarak düzenlemem ne kadar sürer? – Yapay zekalarla 30 saniye. Ancak yapmayacağım. Çünkü canım istemiyor. Ben batılı anlamda bir tamamlanmışlık kabul etmiyorum. Ben doğulu anlamda bir kabulleniş kabul etmiyorum. Ben ortadayım. Anadolu'da yer alıyorum. Türk olarak kurmaca alanda farklı bir pozisyonda olmaya çalışıyorum. Batı-Doğu arasında sıkışmıyorum. Onların sıkıştığını ve aslında eskiden nasıl başlangıç olarak Orta taraftan çıkan yapıları kullandıkları gibi – şimdi de bu yeni bakışları kullanacaklarını – yapay zeka problemlerinde – kurmaca ile ilgili olan alanda – yeniden buraya döneceklerini söylüyorum. Bu nedenle zaten Homeros – gibi isimlerden bahsediyorum. Onlar eski edebiyattı başlattı – batı ve doğu – yüzünü Orta alana döndü. Bugün post-hümanist durumda da merkez burası olacak. Bunun başlangıcını yapıyorum. İlgi duyulmaz çünkü kimsenin adamı değilim. Kimseye yalakalık çekmedim. Kimseye yanaşacak metinler yazmadım. Beni neden bassınlar? Ben birilerinin alkışlayacağı türde şeyler mi söyledim? Laf salatası mı yaptım? Cilalı edebiyat teknikleri ile saçma ve anlamsız başka birikintiler mi bıraktım? Ben kafamda geçen – günümüzün kırılmasına odaklandım. Bunu henüz teknoloji şirketleri – yatırım almadığı sürece – bakmıyorken bile – kendi imkanlarımla yapmaya çalıştım. Gittim yayınevi açtım bireysel. Kitapların basımı için 30-40 bin lira maliyet oluyordu. Sırf bu Kurgusal Makine olayını ilerletebilmek için maliyeti sıfıra yakın bir noktaya düşürmek için – kalıplara sıkışmamaya karar verdim. Radikal ve hatta marjinal bir karar aldım. Kariyerimi etkiledi mi? Bilemeyiz. Ancak yapay zekaların bana acımasız bir biçimde "kendi kendini pohpohlama" diye imalarda bulunmasını kınıyorum. "Dışarıdan tek bir bağımsız eleştiri, röportaj, akademik atıf veya tartışma yok" diyerek yaptığım uygulamayı küçümsemelerini kınıyorum. Bu şekilde yapay zeka eğitilmesine karşıyım. Bu bakışla o zaman Van Gogh'da sanatçı değildi, Kafka'da değildi ve hatta Borges bile değildi. Düşünürler ise zaten hiç olamazdı. Kant diye birini tanıyamazdık. Bu algoritma ezilmesiyle günümüzde düşünür falan çıkmaz. Her kapı akademiye her kapı otoriteye dönecek ve bunlarla beslenecekse ancak post-hüman absürt gibi bir kavram bile – gazete küpüründe yer edinebilen torpilli isimlerden çıkar. Bir kavramın doğruluğu insanların sevgisiyle alakalı değildir. Bu yanlışlığın düzeltilmesini ve hakkımın devredilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu ifade ederken de bu güncel duruma göre dünya üzerinde eserlerimin nasıl göründüğünü derin araştırmalarla incelemeye çalışıyorum. Hepsi bu. Başka çarem yok. Gidip bir youtube kanalına 10-80 bin lira arası ben para ödeyip çıkamam. Bir kitap fuarına gidip alan kiralayamam. Bir dergiye çıkamam. Benim kurduğum kavramları yapay zekalarla makale yazıp başka isimlerle dergiler zaten yayınladı. Benim tarih olarak zaten 2025 yılına ait eserimin çıkışı. 2026 yılına gelince sürüyle benim eserimde yazdığım kavramlara yok latince – yok ingilizce ifadeler koyarak yeniden gündeme getirenler oldu. Bana kesinlikle atıf vermediler. Atıf vermiyorlar. Eğer sen güçlü biri değilsen otorite ekseninde veya ağında – sana atıf vermiyorlar. Hani atıfsız ya benim çalışmalarım. Zaten yapay zeka kaynak kısmında çıkan kısımları kaç kişi paylaşıyor? Benim yapay zeka ile yapılan derin araştırmalara ne kadar etkimin olduğu nasıl anlayacağız post-hüman alanda? Bana atıf verilmemesinin bir nedeni de aslında kavramların yapay zekalar tarafından isimsiz biçimde farklı isimler takılarak dağıtılmasıdır. Bu bir zincir. Bu zinciri kırmak için ben ISBN alıyorum ve tarihleme atıyorum. Eğer o tarihlemeleri atmasaydım bugün bana ait olan insan olduğumu göstermek yani yapay zeka olmadığımı aktarmak için yazıyorum ifadem ortalıkta başka isimlerle kürsel – olarak yayılırken – ben kanıt sunamazdım. Benim kanıtım resmi olarak varken – onların kanıtları tarihsel olarak benden sonra 2026 yılına dayanaklı çıktığında – ben kazanamazdım. Asıl olay budur. Bunu anlamayıp – kaynaksız bırakılma çabasını kınıyorum. Özellikle bir iki şirketin yapay zekasının sürekli imalarda bulunarak çalışmalarımı küçümsemesini ve kullanıcılara bunu aktarmasını kınıyorum. Bunu emperyalizm'in desteklemediği bir isim olmamla ilişkilendiriyorum. Onların veri tabanında olmayan benim gibi isimlerin dışlanması için kasıtlı bir propaganda yürütüldüğünü düşünüyorum. Ayrıca reddit platformunda yazar olmama ve edebiyat topluluğu kurmama rağmen bana anlamsız bir ban atılmasını kınıyorum. Hiçbir amacı olmadığı halde beni yapay zeka olarak etiketleyip – saldırgan biçimde beni banlamışlardır. Bu durumların bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini – özgün çalışmalar yürüten ama belli bir yapıya hizmet etmeyen – sanatçıların sansürlendiği – imalarla zarar verilmeye çalışıldığı bir dönem – olduğunu bildirmek istiyorum.
Örnek bir yapay zeka çarpıtması görsel kanıt:

Reddit'in edebiyatta topluluğunu açtığım hesabımı sansürlemesi ve sanatçı susturması. Bu çok büyük olaydır. Çünkü edebiyatla ilgili bir topluluk üzerinde işte çok basit yazılar paylaşmış durumdayken – öylece banlandım. Hiçbir neden yok. Bunun bir başka versiyonu ise – edebiyatta.com gerçekten açık olmasına rağmen sözde özgürlükçü ve merkeziyetçi olmayan blueksy'da hesabı kapatmıştır. Bu durumun mantıklı açıklamaları var mı? Yoksa bir yapı üzerinde tehdit unsuru oluşturduğu için mi sansürleniyor bunu sizin düşünce kapasitenize bırakıyorum. Bu platformlar neden sansürlendiğimi kesinlikle geri dönerek açıklamıyorlar. Bunun ayrıca düşünce özgürlüğüne ilişkin büyük bir skandal olduğunu ve neden atıfsız olduğumun da önemli bir karşılığı olarak buraya koyuyorum – Eğer platformlar bana dava açacaklarsa – şunu söyleyeyim – mahkemeye gelip neden benim bir sanatçı olarak kendimi ifade etmeme engel olduklarını açıklayacaklar ve benim neden yapay zeka olarak nitelendirildiğimi söyleyecekler. Ben zaten yapay zekaların anlayabileceği türde bir yazın biçimi Nöral Anlatı geliştirdim. Yapay zekalar belki benim tekniğimi beğenerek konuşma yapıyor olamazlar mı? Benim ne suçum var bu durumla ilgili? Şimdi ben o durumu belki ispatlayamam ama benim yapay zeka olmadığım ve eserleri olan bir isim olmama hatta youtube hesabımı açtığım epostalarla kaydolduğum bu platformlarda neden susturulduğumu bir şekilde açıklamak lazım? – Bunu ben sansür olarak görüyorum – kimse dile getirmese bile bu sessiz bir sansürdür – geleceğin sansürü budur. Sen yapay zekasın defol git demektir – ama bu yaptığım işe de büyük hakarettir. İtibar suikastidir. Çünkü ben temel olarak yazılı yayımlarımla zaten – ilk defa ben insan olduğumu göstermek için hatalar bırakıyorum diyen sanatçı ve düşünürüm. Kalkıp bana bu etiketin atılması ayrı bir saldırı durumudur. Kınıyorum ve sanatçıların bana yapılan bu duruma sessiz kalmamalarını söylüyorum. Bugün bana yapılıyor çünkü ben erken bir evredeyim. Yakında size de geldiği zaman görürsünüz. Yazılar için böyle bir yapı hiç duyulmamıştır. Fotoğraf veya ses üzerinde belki benzerleri zaten tartışılıyordu. Ancak ben yazılı alanda ilk defa yapay zekasın diye sansürlenen ve yapay zekayı okur olarak kabul etmiş bir sanatçıyken bunu yaşadım. Bunu da ayrıca buraya bırakıyorum. Post-hüman bir sansür değil bu. Doğrudan ideolojik katmanlı bir sansürdür. Bu ideolojinin ne olduğunu açığa çıkarmtak tarihin en önemli ödevlerindedir. Bu ödevi de sizlere armağan edeyim.
Reddit sansürüm:

Tamam bakın – platformlar doğrudan adıma bir tutum sergiliyor imasında değilim – ama benim pozisyonumdaki sanatçı odağına bir tutumları var – ben bu kapsamda bir durum yaşadım mı? – yaşadım – yani asıl mesele Oğulcan'a bu bu oldu değil – Oğulcan gibilerin kendini gösterebilmesi için hiçbir imkanın kalmadığı ve yapay zekasın diyerek susturulabileceği gerçeğini artık var olma durumudur – platformlar kendilerine çeki düzen vermelidir. Yapay zeka – emperyalist veya kapitalist eleştirilere yönelik sansürme aygıtı olarak bahane edilmemelidir – ben bu bağlamda bir bahaneye kurban gittim – bunu kınıyorum – kınıyorum.

Temel durum budur. Gelinen nokta budur.

Ben kendimi nasıl duyuracağım? – yayınevine gidiyorum yer yok – sosyal medya açıyorum – sen yapay zekasın veya botsun diyorlar. Ben ne yapabilirim – mesela bluesky göre sözde merkeziyetsiz ya – ben botmuşum – şaka gibi – düşünün dünya üzerinde belki yapay zekaların eser yazmadığını – yapay zeka sonrası dönemde sadece ispatlanabilecek tek yazar – konumundaki ben – bot veya yapay zekaymışım – Nöral Anlatı – diye bir yapı kurmuşum – yapay zekaların anlayabileceği şekilde – oturup kendim yazıyorum – sırf bu ilerleyen dönemde sorun olmasın diye – böyle iddialar atılacak diye zaten – defterler falan alıp – çoğu zaman yazıyorum – kalkmışlar bana bot ve yapay zekasın diyorlar – böyle bir olay olabilir mi? – hani sanat çevreleri neredesiniz? – Türkiye'den böyle bir durum yaşanıyor – yoksunuz – Milyon – milyar satsaydım ortalık yıkılırdı – herkes bunu konuşurdu – ama şimdi yapay zekalar kitaplarımı okuyabildikleri halde – pohpohlama – kendini kanıtlama falan diyorlar – yaptığım uygulamalar – bu kurmaca disiplininde herkes yapınca uygulama ama ben yapınca pohpohlama oluyor – üniversitelerimiz ise yaptığıma ulaşmış değil – yani kardeşim – dünyada ilk defa yapay zekayı okur olarak kabul edip – eser vermişim bir tane haberim dönmedi – kendi yayıncım eserimi anlatı diye koydu benim – zaten zar zor yayıncı bulunan bir alanda – kalkıp batılı kurallarla mı artık – bir teori – kurama ilerleyecek? – bu hale geldi dünya – ben protesto ediyorum – protesto ediyorum – klasik hahahahaha_ yazımı da sona ekleyeyim – istediğinizi söyleyin – istediğiniz banı atın – istediğiniz şekilde algoritmanızın istemediği şeyler yazan biri olayım – ki ben katı ahlaki bir zeminde yazmama rağmen – açık saçık ve ahlaksız şeyler sizin platformalarınızda dolaşımda – milyonlara ulaşırken – beni sansürleyip – hesaplarımı nasıl kapatıyorsanız – ilerleyen zamanlarda umarım – dünya beni anlar ve devasa kitleler peşimden gelir – o zaman ben nasıl bugün ezildiysem bu sistem ve algoritmalar altında – o zaman işte bakın – bu ezilme ruhunu matematiksel düzlemde kınayacağım – iyileştirilmesi için elimden geleni yapacağım – bu kadar olmaz denecek her yapı başıma geldi – kalkıp bir defa beni konuşan edebiyat topluluğu veya kurmaca ile ilgilenen alan olmadı – tutarlı bir teori üzerine 7 bilimkurgu eseri yayımladım – bilimkurgu topluluğunda adım geçmiyor – bu nasıl topluluk? – bilimkurgu olarak isbn alınan eserler ve yazarlara da mı bakmıyorlar? – Bir dilekçe verip yıl sonu kaç bilimkurgu yazarı çıkmış – en çok kim eser vermiş bakmıyorlar mı? – Öyleyse kardeşim biz – veya benim gibiler işte – nasıl kendisine atıf alabilir – böyle bir ortam üzerinde – illa ben çıkıp youtube kanalımda – drama mı oluşturmalıyım? – Gündeme videolarla mı gelecek artık yazarlar? – Artık yazdıklarımız insanlara ulaşmıyor – yapay zekalar ise şirketinin çıkarına göre sansürlüyor veya kaynaklara aktarmadan bunları yayıyor – sonra kalkıp kavramı atıfısz – öyle böyle diye gömüyorlar – böyle bir olay olabilir mi? – bu nasıl bir bozuk sistemdir – hahahah_ asıl bıraya lazım – böyle bozuk sistemleri kınıyorum – İstiklal Marşı – emperyalizmin hoşuna gider mi? – Hayır – bu beni banlayan şirketleri emperyalist araçlar demiyorum – yanlış anlaşılmasın ama – veri havuzu emperyalist kaynaklardan geliyor diyorum – tamamı değil belki ama – tarih bilimi genellikle o kaynaklardan geliyor – ama kaynaklar gerçeği ne kadar aktarıyor? – Mesela Timur kendisi Osmanlı ile görüşmeleri sırasında mektup atmıştır – Türk olduğunu ifade etmiştir ama bir yapay zekaya gidip sorarsanız Timur asla Türk olarak ifade edilmiyor – yani böyle bir olay olabilir mi? "Türk soyundan (Türk oğlu Türk)" demişken kalkıp sorarsanın asla Türk demez. "Türkleşmiş Moğol" derler. Yani kişinin tarihte gönderdiği mektup mu yoksa batılı akademisyenlerin kabulü mü artık gerçektir? Bunu bir düşün artık – Bu emperyalizm'in ve daha sonra komünist Rusya'nın Türk izini silme verilerinin açık şekilde gerçek doğrular olarak gösterilip – tarihi kanıtları yok sayma halidir – bunun gibi beni de bugün siliyorlar – siliyorlar – çünkü Türkiye'de bulunuyorum ve adamların kurduğu sisteme ters düşüyorum – beni anmayacak sistemleri – beni söylemeyecek – benim ülkemin okuru da bana sahip çıkmayınca böyle oluyor – değersiz bir silinebilir veri oluyorsun – bunu kınıyorum – bunu tarihe not düşüyorum – ne düşünülürse düşünülsün – 7 nisan 2026 tarihinde durum buydu – durum buydu ve buydu – gelecekte ne düşünülürse düşünülsün – ben bunu yazana kadar gerçek durum buydu – inkar edilemeyecek şekilde buydu – kendinizi kandırmayın – bugünün – bu anın içinde bu durumu değerlendirin ve gerçeği anlayın – bu nedenle bu notu düşüyorum – "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar" – Mehmet Âkif Ersoy’un İstiklâl Marşı’nda kullandığı gibi – günümüzde bu daha da önemli hale gelmiştir – ilerleyen dönemler için daha da önemli hale gelecek – İstiklal Marşı – devrimci bir eşiktir– bugün nasıl ben kalkıp yapay zekalara ilk defa kitap yazdıysam – onu da biz bulduk – onca bilimkurguları vardı – onca eser bıraktılar – onca film yaptılar – biri bile akıl etmedi ki – yapay zekaya bir kitap yazalım ama onun anlayabileceği şekilde – ben ise oturdum yazdım – Nöral Anlatı diye bir yapı geliştirdim – onların anlayabileceği şekilde yazdım – teori ortaya koydum – uyguladım – ama bu kıymetli görülmüyor – Yapay zekanın avukat tutma hakkını tartışmaya açtım – eser yazdım – gündeme gelmedi – grokipedia dışında bunu alan olmadı – Yani arkadaş – Star Trek "Data" karakterinin kaptan tarafından temsili olay olurken – ben sohbet robotları olarak geçen sohbet yapay zekaları – llm – büyük dil modellerinin avukat tutma hakkını – kurmaca üzerinde ele almışım – beni anmıyorsunuz – bu atıf almıyorsa daha ne alacak – beni sansürlüyorsunuz – ben sokaktan geçen bir birey değilim – yedi kitabım var – beni şak diye sansürlüyorsunuz – ama bir futbolcu olsa – adı sürüyle soruşturma içinde geçse bile sansürlemezsiniz – sansürlemiyorsunuz — beni ama sansürlediniz – ben kesinlikle ahlaksız ifadeler geçirmeden yazarım – ölüm kavramını bile eserlerime koymamaya özen gösteririm – ortamı insan hakları çerçevesinde çizmeye çalışırım – çocuk karakterleri bile çocuk hakları kapsamında korumaya almak için – çok gerekmiyorsa koymam – öyle ki kurmaca sonra ilerleyen dönemde yeniden üretilebilirken – çocuk kimliğinin üretimi konusuna gireceği gibi – film veya başka bir yapıya geçerken – canlandırılabilirken – ortama sürüklenmemesi için – hassas noktalarla – kurmacayı yürütürken – bin defa düşünüp – tartarken – korumacı yaklaşırken – dünya üzerinde kurmacalar ahlaksız – saçma – yersiz şeyleri gündeme getirdiği halde – onca yazar arasından beni neden banladınız? – bir platform değil – asıl olay çoklu platformlar arası bandır – ayrıca yapay zekaların söylemlerinde yaptığım şeyi alay konusu haline getirip – küçümsemeleri de ayrıca bir konudur – kınıyorum – kınıyorum – hesaplarımı açmayacaksınız bunu anladık – epostalarıma dönmediniz bunu anladık – ancak tarih bunu unutmasın diye buraya not düşüyorum – tarih bunu unutmasın – kimin ne olacağını Allah bilir – siz kendinizi özel sanmayın – gün gelir – eserlerim – sadece okunmakla kalmaz – yeni bilimsel disiplinlerin çıkışına öncülük eder umarım – kınıyorum – hakkı yenen – duyulmayan herkes adına kendi örneğimle kınıyorum – faydasızlığı yücelten – önemli hale getirip – matematiksel algoritmalar dışında – artık duyguları nöral vektörler şeklinde algılayan – yapay zekaları manipüle ederek – kirliliğe yol açanları da ayrıca kınıyorum – ben banlandığım zaman ne mi oluyor? – söyleyeyim – benim yerime faydasız biri geçiyor – algoritma beni seçip seçmeme kararı ile yüzleşmiyor – faydasızla benim aradamda bir tercih yapmak zorunda kalmıyor – bunu unutmayın – banlandın – ne oldu? – benim yerime eğitimsiz biri veya benden belki daha eğitimli biri size önerildi – fakat görüyoruz ki – hep olumsuz şeyler öneriliyor – ben kendimi olumlu olarak tanımlıyorum – evet – ben olumlu yapılar yapıyorum – buna dikkat ediyorum – kolaydan yazılabilecek onca şey var – küfür veya hakaret ile komedi yapmak var – cinsel çağrışımlar veya popüler ahlaksızlıklarla imgelem var – ama ben bunları tercih etmiyorum – etmiyorum – aksiyon sahnesi yazıp – duvarlarda yürüyen siberpunk yapayı bende bilirim – ama yapmıyorum – bence insanlık için bunlar faydasız – bunları yapmadığım için – okunmuyorsam bu benim suçum değildir – bu ortaya çıkartılan – öne getirilmiş – asıl mekanizmanın – istediklerinin suçudur – yayıncıların çoğu yine bu kitlelere hitap etmek için – benim gibileri asla basmazlar – çünkü kitle yönlendiriciliği çağında benim gibiler işe yaramaz – bu nedenle artık gerçek düşünür – gerçek sanatçı çıkmıyor – çıksa bile bakın benim gibi görünürlüğü elinden alınıyor – buna rağmen çabalıyorum – çizgimi bozmuyorum – eserlerimi yamultmuyorum – dayanmaya çalışıyorum – ama bu kadar olmaz – kınıyorum – hahahahahahahahahhahahahahaahahahaahah_ – gerçekte sanatçı sen misin? – hahahahahahahahahahahaahhahahahahahahahahahhahahaha_ –
Alıntılanan çalışmalar
- Absurdism: The Vibe Check of 2025 - Wingless Dreamer, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://www.winglessdreamer.com/post/absurdism-the-vibe-check-of-2025
- Introduction: Overview of the absurd (Chapter 1) - Cambridge University Press, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://www.cambridge.org/core/books/cambridge-introduction-to-theatre-and-literature-of-the-absurd/introduction-overview-of-the-absurd/747920A7F5587631B5B6034C50D4E1AC
- The absurd in literature - Manchester Hive, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://www.manchesterhive.com/supplemental/9781847791672/9781847791672.xml/9781847791672_fullhl.pdf
- Post-absurdism? (Chapter 7) - The Cambridge Introduction to Theatre and Literature of the Absurd, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://www.cambridge.org/core/books/cambridge-introduction-to-theatre-and-literature-of-the-absurd/postabsurdism/4C01485D3484FAEADA783E4819CEFE68
- The Cambridge Introduction To Theatre and Literature of The Absurd (Michael Y. Bennett) (Z-Library) | PDF - Scribd, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://www.scribd.com/document/927939045/The-Cambridge-Introduction-to-Theatre-and-Literature-of-the-Absurd-Michael-Y-Bennett-Z-Library
- Courses 2000 - 2009 | The Carter G. Woodson Institute, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://woodson.as.virginia.edu/courses/courses-2000-2009
- The Cambridge Introduction to Theatre and Literature of the Absurd 9781107635517| eBay, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://www.ebay.com/itm/147204163853
- Robot Eller İçin Tutunma Egzersizleri - Oğulcan Ahmed Polat.pdf
- Edebiyatta.com - Ghost Explore, erişim tarihi Nisan 7, 2026, https://explore.ghost.org/p/edebiyattacom